Yazarlar / Lady lezzet

Ne zamandır canım şöyle okkalı bir kaburga sofrasına oturmak istiyordu. Plan program yapmadan, tabiri mazur görmezseniz 'spontane' bir şekilde, şehrin en acayip sokaklarından birinde buldum kendimi. Acayip bilgilerin kraliçesi Şiraze, açlığımızı gidermek için yıllar öncesinden bildiği bir Ocakbaşı'na götürdü beni. Rivayet o ki, Bülent Ersoy bir zamanlar Pangaltı'nın ara sokaklarındaki 'Adana Ocakbaşı 1978'e ara sıra uğrar, keyifle kebabını yermiş. Bu durum size ne kadar hitap eder bilmem, ama Bülo'nun bir bildiği vardır diye düşündüm. Hayır canım, hiç seyretmediğim yarışma nedeniyle tavana zıplayan popülaritesi yüzünden değil. Damak tadına düşkün olduğunu gösteren bir bedene sahip, ondan... Küçücük, daracık ve salaş dükkandan içeri girince içerisinin safi ERKEK nüfusundan oluştuğunu görüp bir saniye için ürktüm. Hatta aile salonu denen facia sistem uygulanıyorsa, oraya sığınmayı bile düşündüm. O bir saniye içinde 'iddaa güruhu'yla benzerlik taşıyan müşteri kitlesinde de bir sessizlik oldu. Sonra herkes rakısına, kebabına efendi gibi döndü. Şiraze Hanım, sarı eteği ve seksi parlak çizmelerine aldırış etmeden burnunu havaya kaldırdı ve mekanın sahibiyle selamlaşıp yüksek sesle 'Ocakbaşı'nda yer yok mu?' diye sordu. Adamlar 'orada sıkışırsınız' diye kibarca kalan tek boş masayı gösterdiler. Rakı ve şalgam suyu siparişimizi verdik. Ve bir süre sonra etrafımızdakileri unutup bangır bangır muhabbete başladık. Hiçbir rahatsız eden bakışa rastlamadık, güneş gözlüğüyle etrafı kesen egzantrik tipin haricinde herkes 'bu kadınlar buraya geldiyse muhtemelen delidir' diye düşünüp kendi işine baktı.

ETİ KEMİKTEN SIYIRMACA
Gavurdağı ve kuzu şiş, ilk tercihimiz oldu. O şişleri bir güzel dürüm yaparak afiyetle mideye indirdik, nefisti. Şahsen sakatatla aram pek yok ama meraklısına söyleyeyim, uykuluk ve ciğer de yapıyorlar... Ocakbaşı'nın bir kısmı boşalınca yerimizi değiştirdik. Kaburga ve Adana'yı ustaya söyledik, kömür ateşinin sıcaklığı yüzümüze vurdukça sohbetin ateşi de harlandı. Şiraze, eskiden bu sokakta yaşayan bir adamı anlattı; kimseden para kabul etmez, 'Belki yarın piyango çıkacak ben de Hawaii'ye gideceğim' dermiş. Ustaya sorduk, adam ölmüş. Şerefine kadeh kaldırdık. O sırada dört koca parça kaburga geldi. Bizimki önce kibar kibar çatal bıçak kullanmaya kalktı, ama şöyle kemiğinden tutup etini sıyırmadan tadı çıkar mı hiç? Üzerine kekik ve biber de serpilmiş kaburgalar, umduğumdan öte lezzetteydi. Adana da olması gerektiği gibi, yani parça etten dövülmüş ve ince ince doğranmış olarak geldi. Her şeyi silip süpürdük, bir kaburga daha mı alsak diye tereddüt ettikten sonra durmaya karar verdik. Hesabı ödeyip üzerimize sinen kebap kokularından zerre kadar rahatsız olmadan, karanlık yokuştan aşağıya kahkaha atarak yürümek iyi geldi. Mekanın yanında otopark var, ama ya tutarsa diye kafadan söylediği rakamı vermeyin.